- Tarihi Şahsiyetler
Bölümde Mehmet Pala'nın çalışmasında “Kasabamızda Yaşamıs Olan Ünlü Kişiler” başlıgı altında verdiği bilgilere yer verilecektir. Bu çalışmaya ilave bir takım bilgiler de eklenmiştir:
* İncili Çavuş
* Dalboyunoğlu Hacı Ahmet Ağa
* Yavruzade (Kılıcı) Hacı Hüseyin Efendi
* Muhsin Ertuğrul
- İncili Çavuş
Keskin zekasının mahsulü olarak nükteli şakaları ile saraya giren ve Osmanlı tarihine mâl olan evrensel bir ş öhrete sahip İncili Çavus Sav Köyündendir. Mumaileyhin hayatı nükte ve kahkahadır. Nükteli şakaları ve keskin zekası ile tanınan İncili, Çavuş'un Diyarbakır'lı, İstanbul'lu, Sivas'lı olduğu söylenir.
Asıl olan Isparta'nın Sav köyündendir.Değişik kaynaklar onun 16. nci yüzyilin sonu ile 17.nci yüzyılın ilk yarısında yaşadığı konusunda birleşirler. Kimi Firuzaga adı ile Kanuni Sultan Süleyman'a, kimi 1.nci Ahmet'e, kimi IV.Murat'a musahiplik yaptığını Iran'a Osmanlı İmparatorluğunu temsil eden elçi olarak gönderildiğini söyler.
İncili Çavuş tatlı dilli, güler yüzlü ve hoş sohbet oluşu sonucu bu görevini hakkıyla yerine getirmiştir. Zaten köyünden kalkıp İstanbul'a gidişi de dilinin tatlılığına bağlıdır. Birgün Antalya istikametinden gelip İstanbul istikametine gitmekte olan bir kervanci grubu, Sav köyünde mola verir. Bunlarla İncili Çavus yakından ilgilenir. Kervancılar onun tatlı dili, güler yüzü, niteliklerinin inceliği karşısında hayran kalırlar. Sonuçta onu ikna edip İstanbul'a götürürler. Saraya intisabı, padişaha musahip oluşu hep bu gidişin sonucudur.
Sav Kasabası'nda yaşayan akrabaları ve Savlılar onun manevi varlığı ile iftihar ederler. İncili Böncü bunlardan birisidir. Kasabaya girerken yolun sağ tarafında yer alan İncili Çavuş tarafından yaptırıldığı söylenen (bugün restore edilen) fakat sinesinde İncilinin yatmasının nasip olmadığı ünlü türbeyi köylüler her gelip gidişinde fatiha okuyarak selamlar. Bugün adına filmler çevrilen İncili Çavuş Sav'a gelmiş kendisine bir mezar hazırlatmıştır. Padişah tarafından affa- mazhar olması dolayısıyla İstanbul'a gitmiş ve orada ölmüştür.Bazı kaynaklara göre mezarı Sultanahmet'te adıyla anılan Firuzağa Camisi yanında olduğunu bazı kaynaklarda İstanbul Edirne kapı mezarlığında lâ'li çesmesini biraz geçince defderdara inen yolun sağında bulunduğunu söylerler. Üstünavi mezar taşında sülus yazıyla su kitabe yazılıdır.Merhum İncili Çavuş ruhiyçün fatiha-sene1042(M.163) (kaynak:Isparta Tarihi E.Süldür ve Isparta il yıllığı)
İNCİLİÇAVUŞ (Mustafa Efendi): Türk elçisi (öl.1632-1633) Ahmet I.in musahibi 1615 ‘de geçici olarak İran'a gönderildi. Saray halkının hatta padişahın aksayan yanlarını çekinmeden alaya almıştır. Bu yüzden hoş sözleri ve nükteleri ile tanınır. Türk anlatı geleneğinde fıkracı tiplerden biridir. (kaynak:Meydan Larousse).
Yönetimle halk arasında asırlardır manevi köprü kurmuş olan İncili Çavuşu rahmetle anıyoruz…
- Dalboyunoğlu Hacı Ahmet Ağa
Sav Köyünde doğup büyüyen Mustafa oğlu Hacı Ahmet Ağa'nın yeniçeriliğinden kalma bir lakabı vardır, Dalboyunoğlu. Mahkeme sicilleri hicri 1075-1140 yılları arasında yaşadığını mücerred bir ömür sürdüğünü ve en son hicret ettigi Kahire'de öldüğünü bildirmektedirler. Kendisinin Isparta'da ve kasabamızda mektep, cami ve hamam gibi eserleri vardır. Çok hayır ve hasenat sahibi birisi olduğu rivayet edilmektedir. Zaten bıraktığı eselerden bellidir.

Sav Kasabası'ndaki Dalboyunoğlu Camii
Dr Suat Seren'in güncellediği Süleyman Sami'nin Isparta Tarihi isimli eserinde Dalboyunoğlu ve yaptırdığı eserlere ş öyle değinilmektedir.
“Isparta'da halk yararına yapılmış binalardan halen mevcut olan 6 hamam'dan en büyüğü ve en önemlisi, Hacıabdi veya Halil Hamid Paşa Camii karşısında bulunan Erkek Hamamı ve Yeni Hamam adları verilen çifte hamamdır ki, bunun külhan ve kazanları bir olduğu halde, biri daima erkeklere, diğeri daima kadınlara mahsus olmak üzere iki bölümdür. İkisinin de kapıları ayrıdır. Her ikisinde de ikişer musluklu 8'er kurna, ikişer soğukluk, birer şadırvan, birer göbektaşı vardır. Göbek taşları üzerinde çok pencereli birer kubbe vardır. Muslukların birinden sıcak, diğerinden soğuk su akar. Yıkananlardan 20 paradan fazla alınmaması vakıf şartları arasına konulmuştur.
Bu hamamı, Sav köylü (Dalboyun Oğlu Haci Ahmet Ağa) yaptırmıştır. Adı geçen Ahmet Ağa adına düzenlenen Hicri 1100 (1697) tarihli vakfiye suretinde «Ispartaya bağlu Sav köyü ahalisinden Mısır'da yerleşen ve dört sene evvel vefat eden Yeniçeri ocağı ihtiyarlarından Dalboyun Oglu Hacı Ahmet ağanın, sağlığında, hamamın yapılması için vekil tayin ettiği Ispartalı Kethüda Yusuf Ağa, Hacı Ahmet Ağanın Mısır'dan ceste ceste gönderdigi 14.918 Kuruş'la yaptırmakta iken, inşaatın bitiminden evvel vefat etmesi ile, Yusuf ağa kendi kesesinden pek çok para harcayarak, noksan kalan su, kazan ve camekânlarini ikmal ederek, getirttiği suyun 6 masurasını hamama vermiş, hamam gelirinin 2/3 sinin Ahmet Ağa, 3'te birinin Yusuf ağa vakfı olmak üzere Sav'daki cami'e ve okula ve Isparta'nın Karaağaç mahallesinde Yusuf Ağa'nın yaptırdığı cami ve okula tahsis edildiği» görülmüştür. Sav köyündeki camide bulunan kayıtlardan anlaşıldınğına göre Hacı Ahmet Ağa namına 1124 (1712) tarihinde düzenlenen bir vakfiyede, hamamın suyundan hayır için yapılan çeşmelerden, Çelebiler mahallesindeki (Akarçeşme) ile Yusuf Ağa'nın evi civarında yapılan çeşmeye su verilmesi uygun görülmüştür. Bu çeşmelerin kitabelerinde, birincinin 1131 (1719), ikincinin 1137 (1725) yıllarında yapıldığı yazıldıgına göre, hamamin 1100 (1689) tarihinde yapımına başlanmış 1104 (1693) yılında Ahmet Ağa'nın Mısır'da ölümüyle, Yusuf Ağa tarafından ikmal edilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Kayıtlarda, Hacı Ahmet ve Yusuf Ağalara dair inanılır delillere rastlamadım. Ancak, Ahmet Ağa'nın Sav köyünden olduğu, Yusuf Ağa'nın da Isparta'nın Feyzullah mahallesinde oturdukları, her ikisinin de ticaretle ugraştıkları. O zamanlar İstanbul'a ve Mısır'a gidip gelerek Donluk denilen pamuklu kumaşlardan sattıkları anlaşılmaktadır. Çünkü, o vakitlerde Sav köyünde ve Karaagaç mahallesinde pekçok tezgâh bu bezlerden ve boyalı kumaşlardan imal etmekte ve bunlar İstanbul'a ve diğer mahallere gönderilmekte idi....
Bu bilgilerden anlaşıldığına göre, Hacı Ahmet ve Yusuf Ağa'ların 1100 (1689) tarihin takip eden yıllarda, herbiri oturdukları yerlerde birer cami, birer okul, bir çifte hamam yaptırmış ve bunlara gereken suyu kaynağından getirterek adlarını ebedileştirmişlerdir.”
- Yavruzade (Kılıcı) Hacı Hüseyin Efendi
Isparta'nın Tabakhane mahallesinde bulunan Yavruzade Tekkesi'nin kurucusu olan Haci Hüseyin Efendi, Sav Köyü esrafından ve Yeniçeri zümresinden Abdullah Emin Ağa'nın oğlu olup H. 1180 (M/1767) yılında doğmuş, babası 1182 (M/1769) Kırım Savaşında öldüğünde, annesi Yadigar Yavru diye çağırdığından, Sav köyünde adı Yavru kalmıştır. O zamanlar Sav köyünde hafızlar çok olduğundan okuma yazma ve dini bilgiler öğrenmis, dağa odun kesmeye gittiği zamanlar gecelerini Dariviran köyünde Mahmut Baba Tekkesinde yatarak geçirmiş orada Tarikat (derslerini) öğrenmiş ve bazı hocalardan dersler almıştır.
Hacı Hüseyin Efendi ile alakalı bilginin tamamı Dr Suat Seren'in güncellediği Süleyman Sami'nin Isparta Tarihi isimli eserinden alınmıştır.
- Muhsin Ertuğrul
Ailesinin kökeni Isparta Sav Kasabası'nda yerlesik bir yeniçeri sülalesine DALBOYUN OĞULLARI diye bilinen bir aileye dayanır. Muhsin Ertugrul 28 Subat 1892 ‘de İstanbul'da doğdu. Babası hariciye nezareti veznedarı Hüsnü Bey'dir. Isparta kökenli olduğundan iftiharını bizzat kendisi 1953 yılında Isparta ‘da ilk renkli Türk filmi olan ‘Halıcı Kız'ı filme almak için geldiğinde Adnan ÇOMAKOGLU ile yaptığı sohbet anında dile getirmiştir. Muhsin Ertuğrul'un ben İstanbullu doğmuşum ama dedelerim Isparta ‘lıymış. Gayet iyi hatırlarım.10-12 yaşlarında iken dedelerimin Isparta'daki vakıflarından bana harçlık gelirdi sözleri bu gerçeği dile getirir. Adı geçen vakıfların başında Dalboyunoğlu Vakfına ait Isparta erkek hamamı ve onun geliri en ön sıradadır. (Kaynak:Adnan Çomakoğlunun 3.5.1979 tarihli Isparta demokrat gazetesinde yayınlanan “ Muhsin Ertugrul'un ölümü ve bir hatıra” adlı yazısı.)
